Perilere İnan-8


8. Bölüm: Eşik

Kırk yıl düşünsem Amir'in babasıyla aynı masada oturup filtre kahve içeceğim aklıma gelmezdi. Belki çok farklı bir senaryoda bu anı gönlümce romantize edebilirdim. Ancak ne yazık ki şu an konuşulan konular hayli politik ve boğucuydu. Kirli bir kupada getirilen kahvem masanın öksüz bir köşesinde çoktan soğumaya başlamıştı. O kadar şaşkındım ki zihnimi uyanık tutmak için şu anda kafeine hiç ihtiyacım yoktu.

“Melek Paşa’nın torununu bu göstermelik görev için bilerek seçtiklerini düşünüyorum. Mecliste yansız ve ılımlı tek kişi o adam çünkü,” dedi İbrahim. 

“Evet hak veriyorum sana. Şimdiye kadar her şey istedikleri gibi ilerledi. Hükümet konağında keyifler yerinde olmalı. Aldıkları kararlara itiraz edecek güçlü bir melike de yok artık ortada.”

“Perihan Hanım’ın yeri hala tespit edilemedi, değil mi?”

“Maalesef. Tam da istediği gibi adeta sırra kadem bastı, nerede hangi ülkede olduğunu bilen kimse yok.”

Perihan Nine’nin adı geçince hemen algılarımı açıp muhabbete kulak kabartmıştım. Fakat ilgimi sezdiklerinden midir nedir mevzuyu hızlıca değiştirmişlerdi.

Oda havasız ve tozluydu. Kirli toz tabakasından dolayı eşyaların orijinal rengi değişmiş, çirkin bir gri halini almıştı. Dairenin uzun zamandır temizlenmediğini ve hatta belki de kimse tarafından kullanılmadığını tahmin etmek için zeki olmaya gerek yoktu. Dirseğimi masaya yaslamış tek elim çenemin altında Faruk Bey'i süzerken içinde bulunduğumuz saçma tesadüfü sorgulamaktan kendimi alıkoyamıyordum. Meseleyi nereden tutmaya çalışırsam çalışayım elimde kalıyordu. Kendal Bey'in öz oğlu nasıl olur da yiyicilerle işbirliği yapardı? İhtiyar meclisi şayet bu büyük ihaneti öğrenirse hepsi topyekün inme geçirir, kalan ömürlerinde felçli yaşarlardı.

Ah sevgili Ebru FM dinleyenleri! Şu işin matematiğini çözemiyordum. Amir iyi bir insandı, öyleyse babası da iyi biri olmalıydı. En azından Kara Amir'in düşmanlarıyla dost olmamalıydı. Hele onlarla aynı masaya oturup üstü kapalı kötücül planlar hiç ama hiç kurmamalıydı. Beynim insanları kategorize ederken çok basit çalışıyordu. Ve bu basitliği şimdiye kadar çok seviyordum. Bir yaz günü malum yakuza çetesi köyümüze gelene kadar sıradan hayatımda hep bu basit matematik hesabıyla mutlu mesut bir şekilde yaşamıştım.

Deminden beri yaptığım gibi yine yanaklarımı şişirerek sessiz bir of çektim. Masanın karşı ucundaki beyler oflamalarıma aldırış etmemeyi birkaç dakika önce öğrenmişlerdi. Saatler gece yarısına yaklaşırken neredeyse bütün gün hiçbir şey yemediğimi düşündüm. Hem aç hem de bitkin hissediyordum. Hal böyleyken zavallı mideme alabileceği tek şey masadaki soğuk kahveydi. Tekrar hayıflanırcasına ofladım ve odadaki iki adam beni yine duymazdan geldi. Kırılmalı mıydım? Bugün aç bir mideyle yatağa girecektim anlaşılan. Ah Fatma yengemin yemeklerini öyle çok özlemiştim ki. Dadılık yaptığım Dalton kuzenlerimin yaramazlıkları bile artık eskisi kadar çekilmez gelmiyordu.

Boşta kalan diğer elimi de çenemin altına koyup Faruk Bey'i analiz etme işine geri döndüm. Tünel zabıtasının muhterem babası hakkında biraz kritik yapacak olursak, kesinlikle oğlu kadar yakışıklı değildi. Geniş ve etli yanakları, çökkün göz küreleri ve kısa denebilecek düzeyde mütevazi bir boyu vardı. Olasıdır ki Amir fenotip olarak annesine çekmişti. Babasının genlerinden nasibini almadığına sevinmeliydim.

“Kız kardeşin çok sıkılmışa benziyor. Bugünlük burada bitirelim mi?”

Faruk Bey’in ağzından çıkan sözlerle oklar dramatik bir şekilde pattadak bana döndü. Aman Faruk Amca, gözünü seveyim ne yapıyorsun Allah aşkına! İbrahim’i durduk yere kızdırmamak için oturuşumu düzeltip yapmacık bir kibarlıkla laf arasına girdim.

“Sıkılmak değil de yorgunluk diyelim. Yolculuk biraz yordu beni.”

“Haklısın küçük hanım, at arabasıyla çok uzun bir yoldan geldiniz. Biz de mevzuların heyecanına kapılıp sohbetimizle uykunu iyice getirdik.”

Ses tonu babacan ve sıcaktı. Konuşma tarzı içimde küçük bir ümit ışığının yanmasını tetiklemişti. Belki de Faruk Bey yiyicinin gerçek kimliğini bilmiyordur. Hem beni ve İbrahim’i kardeş sandığına göre muhtemelen o da kandırılmıştı. İbrahim’in cin oyunlarına kanmış olmasına hiç şaşırmazdım doğrusu. Ah şu sahtekar belgeselci! Yok yok gemileri erken yakmamalıydım. Üstelik yüzlerimiz böyle tamamıyla değişip başka bir çehreye bürünmüşken Amir bile şuracıkta karşımıza çıksa bizi tanıması hayli zordu.

“Madem herkesin uykusu geldi kalkalım o zaman,” diye konuyu noktaladı İbrahim. Görüşmeden memnun bir ruh haliyle ayağa kalkıp Faruk Bey’le el sıkıştılar. Yarın için tekrar sözleştikten sonra nihayet bu hayaletli metruk binadan ayrılabildik.

Çakma kardeşim gecenin geri kalanını sorunsuz bir şekilde yönetti. Kaçmayacağımdan o kadar emindi ki artık eskisi gibi göz hapsinde tumuyordu beni. Oysa gizli sığınağından ilk ayrıldığımız gün neredeyse nefesimi dışarı üflemek için bile izin almam gerekmişti. Bunu aştığımıza sevinmeliydim.

İbrahim can sıkıcı bir adamdı. Özür dilerim, adam değil canavardı. Niye mi söylüyorum bunu… Severler Motel'in kalitesine asla yaklaşamayacak ucuz bir oteli layık görmüştü şişmiş ödemli ayaklarımıza. Uğur Dündar’ın elinde mikrofonuyla kapıyı tıklatıp baskın yapabileceği kalitedeki pis otelde tek kişilik iki ayrı oda tuttuktan sonra tıngır mıngır yukarı kata çıktık.

302 ve peşinden 303. Odalarımız yan yanaydı. Ne derler bilirsiniz gardiyanımda insaf yoktu. Kapıyı arkamdan kilitler miydi acaba, diye düşünmeden edemedim. Bileklerimi kelepçelemediğine şükretmeliydim. Neyse ki İbrahim oralı olmamıştı. Aklı hâlâ Faruk Bey’le konuştuklarındaydı sanırım. En azında kaçma ihtimalimin üzerinde durmadığını umuyordum.

Anlayamıyorum dostlar. Bu kadar düşünüp kumpas kurmanın lüzumu var mıydı cidden? İyi bir insan, pardon, iyi bir canavar olmak varken… Masallardaki gibi. Ne bileyim ona güzel bir prenses mi bulmak gerekirdi?

Aramızdaki tatsız sessizliği küçük bir öksürükle bölmeye yeltendim.

"Aklında ne var?" diye sordum çekinerek. Sözlerimi özenle seçmeye çalıştım. "Nasıl bir tuzağın peşindesin yine? Şunda anlaşalım: Dostlarıma zarar verecek hiçbir işte sana yardım etmeyeceğim İbrahim."

Kaşlarını kaldırdı. "Kimmiş dostların?” diye yapmacıktan konuştu. Ses tonu alaylıydı. “Aylardır hiçbirinden ses çıkmadığının farkındasın değil mi? Kimse endişelenip de seni bulma çabasına girmedi.”

Bu konuda haklı olmasından nefret ediyordum.

“Eh cevap vermediğine göre aksini savunamıyorsun belli ki.”

Kaşlarımı çatıp sertçe kapı kulpunu aşağı çevirdim. Senin iyi bir canavar olabileceğine inanan bende asıl kabahat! 

Odama ayak bastıktan sonra kapıyı gürültülü bir şekilde arkamdan kapatıp onu koridorda yalnız başına bıraktım. Kurnaz örümcek! Beni kaçırıp aptal minik perilerini başıma vesvese makinesi gibi diktiğini unutmuş olmalıydı! Kendi rızamla yanında kalıyormuşum gibi davranıyordu çoğu zaman.

Allahım, nasıl kaçacaktım ben bu adamın elinden? Bir yolu olmalıydı. İyi düşün Ebru. Faruk Bey’e güvenebilir miydim? Ona bir şekilde yarın gerçek kimliğimi söyleme fırsatı bulursam belki Amir’in hatırına bana yardım edebilirdi. Tabii eğer gerçekten yiyicilerle işbirliği yapmıyorsa… İbrahim’in onu kandırdığına inanmak istiyordum. Bütün kalbimle. Ancak farklı bir senaryoya da hazırlıklı olmak zorundaydım. Zira şu garip boyutta insanların gerçek niyetini ve motivasyonunu kestirmek pek mümkün değildi.

Uzun yolculuğumuzla iyice tozlanan dış kıyafetlerimi çıkarma mecalini bile bulamadan yatağın ucuna oturdum ve başımı ellerimin arasına aldım. Çok umutsuz hissediyordum. Sık karamsarlığa düşen biri değildim; ancak yiyicinin esareti altında yaşamaya başladığımdan beri akıbetim hakkında endişeye kapılmaktan kurtulamıyordum. 

Biraz sakinleşmek için düşüncelerimi ve soluklarımı düzene sokmaya, göğsümü ağır ağır kaldırıp indirmeye çalıştım. Kalın perdelerin arkasından gelen tıkırtı sesleri dikkatimi dağıtsa da nefes alışlarıma odaklanmayı sürdürdüm. Ne gariptir ki tıkırtılar kesilmemiş, bilakis ısrarlı uzun bir ritme dönüşmüştü. Rüzgar uğultusu muydu bu yoksa sokaktaki kedi kaldırımda teneke mi yuvarlıyordu? 

Ayaklanıp pencereye doğru yöneldim.

“Peri?” 

Perdeleri iki elimle aralarken camın ardındaki şekilsiz ışık kümesini hayretle izledim.

“Rahşan, sen misin?”

Bedeni somut ve belirgin bir hacimde değildi. Işık ile insan bedeni arasında bir geçiş formundaydı. Pencereyi açıp onu sıkıca kucaklama isteğiyle dolmuştum.

“Nihayet seni buldum!” diye fısıldadı neşeli bir tonda.

Güneybatı bölgesinin uzak bir şehrinde gecenin geç saatinde ışık kızı havada süzülü bir biçimde görmeyi inanın hiç beklemiyordum. Hele ki kurtuluşuma dair ümitlerim neredeyse tükenmişken. 

“Rahşan…” dedim titrekçe. 

Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Birkaç aydır yiyicinin sığınağında öyle izole ve yalnız bir şekilde yaşamıştım ki tanıdık bir simayı görmek kalbimi özlemle sızlatmıştı.

“Hadi gir içeri!” Pencereyi daha fazla aralayıp kenara çekildim

“Olmaz giremem. Yiyiciye güvenmiyorum. Kapalı bir alanda beni kıstırması daha kolay olur,” dedi ve minik göz kamaştırıcı pırıltılar saçarak kendi etrafında bir tur döndü. “Ama beni havada yakalayamaz. Her an ışığa dönüşüp kaçabilirim.”

“Tek mi geldin peki? Diğerlerinin haberi var mı burada olduğundan?”

Silueti peyderpey belirginleşip insan formunu daha çok anımsatmaya başlamıştı.

“Hayır,” deyip başını olumsuz manada iki yana salladı. “Onlar… Seni aradığımı bilmiyor.” Nedense birdenbire enerjisi solmuş ve sesi içine kaçmıştı. Modunun düşmesine anlam verememiştim.

Aklıma gelen başka bir ayrıntıyla kaşlarım istemsizce çattım, “Beni nasıl tanıdın?” diye sordum taşıdığım yabancı surata parmak uçlarımla dokunurken. “Bu… bu benim yüzüm değil.”

“Giz Nişanı’ndan birkaç gün önce sinyal aldık. Aslında ilkin Jülide fark etti. Biliyor musun Jülide haftalardır aralıksız bir şekilde uyuyordu. Ruh Gözü’nü saçlarının içinde saklamak onu tahmin ettiğimizden daha çok yoruyor, enerjisini toplamak için günler boyunca uykusunu sürdürmesi gerekiyor. Ancak geçen pazartesi hiç beklenmedik bir şekilde uyandı. Senin yakınlarda olduğu duyumsadığını söyledi bana.”

“Böyle bir enerjiyi algılayabiliyor mu?”

“Her enerjiyi değil. Unutma sen Perihan Hanım’ın varisisin ve Ruh Gözü boyuttaki diğer güçlü kızları değil seni seçti. Aranızdaki bağı sen istemediğin sürece kimse koparamaz.” Nedense bunları söylerken yüzü bir miktar gerilmişti. Gerçekler bundan ibaret olamazdı. Benden sakladığı birkaç sevimsiz gri alanın varlığını sezebiliyordum.

Bahsettiği uyanış tarihi, yiyicinin gizli sığınağından ayrılıp güneybatıya doğru yolculuğa çıktığımız zamana denk geliyordu. İbrahim’in sığınağı yerin yedi kat dibinde filandı herhalde. Benden çaldığı Giz Nişanı’nı yanında taşıdığından şüpheleniyordum. Jülide şeffaf taşın enerjisini gerçekten hissetmiş olabilirdi. Aslına bakarsanız bu iyiye işaretti. Şayet şeffaf taş İbrahim’in üstündeyse onu geri alma şansı bulabilirdim. Mahzende periler tarafından korunan suratıma gelince… Yüzümü geri almayı başarmak her açıdan daha zor görünüyordu.

“İhtiyar meclisi yokluğumda nasıl olur da Ruh Gözü’nü el koymaya yeltenmedi, hayret doğrusu!”

“Aslında birçok kere bunun için uğraştılar. Fakat Jülide’nin izni olmadan saçlarından bir şeyi çıkarıp almak imkansıza yakın. İlk zamanlarda saçını kesmeyi bile denediler. Neyse ki Jülide hemen tohuma dönüşüp bütün korkunç girişimlere engel olmayı başardı,” dedi ihtiyarların yaptıklarını kınarcasına. “Jülide koruma bariyerini güçlendirdikçe uykuda geçirdiği süre bir o kadar uzuyor.”

Yokluğumda günler kolay geçmemiş gibi görünüyordu. Onları kargaşanın içinde yapayalnız bıraktığım için üzgündüm. Amir, Ercüment, Elmasever ve dördüncü olarak Hiroshi’ye ne olmuştu peki? Perinin özel dört muhafızının bu zayıf kızlara yardım etmesi gerekmez miydi? Eğer kendilerini gerçekten kahramandan sayıyorlarsa… 

Hemen yan odada yatan İbrahim’in bizi yakalamasından korktuğum için Rahşan’a etrafındaki parlak halkayı bir miktar zayıflatmasını söyledim. Sözümü dinleyip solgun bir ışık öbeği halini aldı akıllı kız.

“Eski melike burada olsaydı… O zaman meclisteki huysuz adamlar böylesine rahat hareket edemezdi,” derken hoş olmayan bir şeyleri anımsamış gibi masum yüzünü derince buruşturdu. “Senin ve Perihan Hanım’ın yokluğundan sonuna kadar yararlanmaya çalışıyorlar.”

“Benim mi?” diye güldüm inanamayarak. “Görüyorsun halimi Rahşan. Benim gibi güçsüz birinden çekindiklerini hiç sanmıyorum.”

Rahşan bana şaşkınca bakıp sağa sola doğru başını salladı. 

“Peri…” diye gözlerimin içine bakacak oldu. İnsan formu iyide iyiye zayıflarken bedeni tekrardan şekilsiz bir dumana evrilmişti. “İstersen hemen şimdi seni buradan kaçırabilirim. Önceden de seni terasından alıp sırtımda taşıdığımı hatırlamalısın. Işık formunda birkaç saniye içinde şehirden ayrılabiliriz.”

“Olmaz. Henüz değil,” dedim derin bir soluk vererek. “Anlattıklarından sonra ihtiyar meclisine duyduğum güven daha çok sarsıldı. Ayrıca yerime başka bir peri seçtiklerini duydum. Ortalığı bu kadar karıştırdıklarına göre şimdi geri dönmem işlerine bile gelebilir. Ne yapacaklarını kestiremiyorum. Zayıf ve savunmasız bir şekilde meclisin karşısına çıkamam. O zaman beni kullanarak Jülide’den Ruh Gözü’nü geri almaya çalışabilirler. Gerçek yüzümü ve Giz Nişanı’nı yiyiciden kurtarmam lazım. Evet… Amir’in taşını ne yazık ki yiyiciye kaptırdım. Biraz daha zamana ve iyi bir plana ihtiyacımız var.”

Onunla gidemeyecek olmama çok üzüldüğü belliydi. 

“Peri… Emin misin?”

Emin olmadığım birçok mühim konu vardı. Lakin acele etmemek noktasında artık hiç tereddütüm yoktu. Yiyicinin minik perilerinin fısıltıları hâlâ aklımın bir ucunda geziniyordu ve belki de bir kısım suçlamalarda haklılık payları vardı. Güven duygum bütünüyle zedelenmişti.

“Rahşan iyi dinle. Benim tarafımda kaç kişi kaldı bilmiyorum ama kuzenim Mahir’e ulaşmaya çalış. Gerek duyarsa o yakuzalara haber verir. Dediğim gibi bundan sonra kime güveneceğimi kestiremiyorum. Şimdilik muhafızlardan sakla konuştularımızı.”

Amir’in ismi dilimin ucuna kadar gelse de kendimi tutmaya çalışıp üzgünce yutkundum. Mahir’e bırakacaktım kimi yardıma çağıracağını. Ben yokken neler yaşandığı, kimin dost ve kimin düşman safına çekildiği hususunda henüz bilgisizdim. Şu durumda Mahir son gelişmelere dair her açıdan benden daha yetkin sayılırdı.

Kollarımı göğsümde bağlayıp tek omzumu bütün ağırlığıyla pervaza yaslarken Rahşan’ın siyah atmosferde küçülüp tamamen gözden silinmesini izledim. Ne uzun bir geceydi! Bir türlü bitmek bilmemişti.

Minik bir kilit sesi… Ve peşi sıra kapı gıcırdayarak açıldı. Başımı davetsiz misafire çevirdim hoşnutsuzluğumu saklayarak.

“Aferin,” dedi İbrahim çirkin bir sırıtmayla. “Aferin sana. Gitmemekle en doğru kararı verdin.”

Rahşan’la aramızda geçen konuşmanın ne kadarını duymuştu acaba? Bozuntuya vermeden yatağıma doğru usul adımlar atıp uç bir köşeye oturdum.

“Merkez konutundaki herkes dilsiz bir ihanet ve kaosun içindeyken oraya gidecek kadar aptal olamam. Hem artık boyutun resmi perisi değilim. Kendi hür arzularıyla beni o koltuktan iten bizzat onlardı, başkası değil.” Ses tonumu mümkün olduğunca kayıtsız ve soğuk tutmaya çabaladım. Yiyiciyi kardırmalısın, yiyiciyi kardırmalısın…

“Yavaş yavaş beni anlamaya başlıyorsun Ebru. Bu çok güzel bir gelişme.”

Onu inandırmayı başarmış mıydım? Yüce Allah’ım… Dalga mı geçiyordu yoksa hakikaten beni takdir mi ediyordu?

“Artık uyusak mı? Çok yorgunum gerçekten.”

“Hadi uyu bakalım. İşler yolunda giderse yakında sana yeni periyi göstereceğim. Bu gece verdiğin doğru karara karşılık benden sana küçük bir jest olarak düşün bunu.”

Omuz silktim isteksizce. Kargalar görsün yeni perinin yüzünü.

“Neyse iyi geceler,” deyip kapıyı örttü. Yandaki odaya dönüp kendi kapısını kilitleyene kadar çıkardığı seslere kulak kesildim. Nefesimi tuttuğumu fark edince gevşemeye çalıştım biraz. 

Ufak bir iki dakikanın akabininde nihayet bütün uğultular kesilmiş, gecenin sessizliğiyle yine baş başa kalmıştım. Çok şükür. Ucuz atlatmıştım!

Yarın aynı otelde kalmayacağımıza adım gibi emindim. Umarım Rahşan bir kez daha izimi bulmayı başarırdı. Şeffaf taşın Jülide’ye sinyal göndermeyi sürdürmesini ummaktan başka çarem yoktu. Tabii yiyici bu gizli bağlantıyı keşfedip aradaki sinyalleri engellemezse kendimi kesinlikle şanslı sayacaktım.


8. Bölümün Sonu


Önceki Bölüm

Yorumlar

Perilere İnanma

Perilere İnan (2. Kitap)

Popüler Yayınlar

Fotoğrafım
Nyan
Ben bir kaplumbağayım. Evimi çok seviyorum ve onu hep yanımda taşımak istiyorum.

Blogu Takip Edenler

Benimle İletişime Geçmek İçin

Ad

E-posta *

Mesaj *